Öykü dünyam

Lowpoly Studio

poco_slider_img01

http://lowpolystudio.com/

https://www.facebook.com/Lowpoly-Studio-1451755538472066/timeline

Yorum bırakın »

ALİCAN

Beklenmedik bir anda, kalabalık bir ortamda ,yıllardır karşılaşmayı istediğiniz bir kimseyle burun buruna gelmek, çoğu zaman insanı hazırsız yakalar. Çok uzun yıllar sonra, Alican’la karşılaştığımızda ben de aynı duruma düştüm.

İlk dakikaların heyecanlı anları geçtiğinde, Aican’la ilgili ilk aklıma gelenler, yanımda çalışmaya başladığı günün heyecanlı,telaşlı  o hali geldi ve gülümsedim. Alican elime sarıldı, elimi saygıyla öptü.

Beyoğlu’nun kalabalık saatinde, kalabalık caddesinde karşılaşmamız , ikimiz için de tam bir beklenmedik rastlantı olmuştu.

Alican’ı yıllardır görmüyor, haber de alamıyordum ama karşımda duran yakışıklı delikanlı Alican’dı.  Yanında güzel ve alımlı bir kız ,kızın kucağında şirin bir bebek…Kızı başımla selamladım , bebeğin başını usulca okşadım.

Alican , alımlı kızı eşi olarak tanıttı ve güzel bebeği kucağına alıp gülerek beni, bebeğine tanıtmaya çaba gösterdi.

Gözlerimle bu mutlu aileyi ve bu gözleri gülen , ailesiyle mutlu bir hayat yaşadığını anladığım Alican’ı sevecenlikle izledim.

Kimi anlarımda , yolda , yolculukda, bir kitab okuma sırasında , ansızın Alican aklıma çıkagelirdi. Yüreğimde bir sızıltı , ruhumda bir sıkıntı hissederdim ve geçmiş anılarımın en arkalarına ,huzursuz ruh halimle ,atmaya çalışırdım.

Odama gelen şefime verdiğim emir; aleti çalanı bulması ve derhal işten uzaklaştırmasıydı. Şefimin bana dediği , iki elemanından şüphelendiği  ama bunlardan birinin çalmasından fazlasıyla şüphelendiği idi.

İşte en çok şüphelendiği şimdi  karşımda duran Alican’dı…

İçime bir sıkıntının gelip çöktüğünü çok iyi hatırlıyorum. Alican’ın saflığı ve biraz da yeni yetmeliğinin verdiği tecrübesizliği diğer arkadaşları tarafından kullanılıyordu, bu gözümden kaçmıyordu. Ama şefimin işlerine de karışmak istemiyordum.

Zamanın bu çalışkan, öğrenmeğe istekli delikanlıyı da pişireceğine inanıyordum.

Bir kaç sene içinde , Alican’ın da kendisinden sonra gelecek elemanlara iş tecrübesini, biraz da hava atarak, aktaracağı günleri gözümün önüne getiriyordum.

Çalışma ortamında, çoğunlukla birbirimizi yakından tanımadan , dış görünüşlerimiz , davranışlarımız ve çeşitli anlarda verdiğimiz tepkilere dayanarak birbirimiz hakkında karar vermemiz , hayatın gerçeğine uygun ama bazen de bu biraz talihsiz hataları düşmemize neden oluyor.

Alican’ın ninesi çok yaşlı bir hanımdı. Alican yanımda çalışmaya başladığından sonra  da bir kaç kere telefonla konuşmuştum. Yaşlılığından , fakir olmalarından , kızının ne kadar hayırsız evlat olduğundan yakınırdı ama evladı gibi büyüttüğü Alican’ı , mert, sözünün eri, çalışkan biri olduğunu uzun uzun anlatırdı.

Çok hareketli, çok istekli , öğrenmeye açık , tam bir görev adamı özellikleri gösteren Alican’ı diğer elemanlarımdan biraz daha farklı bir yere koyardım.

Ertesi sabah , şefim yanıma gelerek , çalınan aletin bulunduğunu, tahmininde yanılmadığını , Alican’ın çalınan aleti bulduğunu söyleyerek aslında yalan söylediğini ve çaldığı aleti yerine kendisinin koyduğunu , Alican’ı işten uzaklaştırmak istediğini söyledi.

Şefim , bu kararını alırken , bölümdeki diğer tecrübeli elemanlarla da konuştuğunu ve hepsinin kendi kararına katıldıklarını söyledi.

Alican , okuduğu okul nedeniyle,şüpheli diğer elemandan işe daha yatkındı. Ben de mesleğinde okuyan  öğrencilere daha fazla fırsat vermeye dikkat ederdim ama sevdiğim bir dostumun hatırını kırmamak için diğer elemanı de meslekte yetişmesi için işe almıştım.

Dostumun hassasiyetle düşündüğü ; kendi mesleğinde çalışan bu gencin , mesleğinde çok fazla yeni yetişen elemanın hırsızlık olaylarına bulaşması ve bu elemanın hayatının başlangıcında kurtarmanın tek yolunun kendi mesleğinden uzaklaşması olduğunu düşünmesiydi.

Ailesinin, çocuklarını iyi yetiştirdiğini ve kendisinin de kefil olacağını , çalışkan , işine sarılan bir eleman kazanacağımı anlatmıştı.

Bu çalışanım da saygılı, atılgan bir kişilik sergiliyordu. Her ikisi de kısa sürede tüm elemanlarımın gözlerine girmişlerdi.

Alican’la son konuşmayi kısa tuttum, şirketin ve benim bu kararı almamız gerektiğini uygun dille anlattım. Gözleri yaşlı ama mağrur , kendisinin bu hırsızlık olayını yapmadığını ama şefin kendisi hakkında kararını dinledikten sonra benimle konuşmasının belki bir umut olacağını düşündüğünü söyledi. Gözlerinden suçluluk belirtileri arıyordum ama karşımdaki ilk günkü gibi saf , işi öğrenmeye istekli , verileni yapmaya hazır atılgan Alican’ı görmekten de içimdeki huzursuzluk katlanarak büyüyordu.

Konuşmayı bir bahane ile kısa kestim ve hayatının bundan sonrası için başarılar diledim. Bu olayın şirket elemanları üzerindeki olumsuz etkisi , Alican’ın şirketten ayrılması ile ortadan kalktı. Herkesin emin olduğu tek şey , bu hırsızlık olayının tek suçlusunun ancak Alican olacağıydı ama kimsenin olay anında görmemesine karşın , çalınan aletin yeniden Alican tarafından bulunması , tüm dikkatleri onun üzerinde topluyordu. Şefim bulunan yeri çok dikkatlice kontrol ettiğini ve bu aletin orada olmadığından emin olduğunu da söylemişti.

Şefimle bir kere görüşme fırsatım olduğunda gözlerinden emin olduğunu anlamış ve Alican’ın aklımdaki izlerini silmeye karar vermiştim. Nenesi ile yaptığım kısa telefon görüşmesinde de elimden gelebilecek bir şeyin olmadığını üzülerek söylemiştim.

Yorum bırakın »

KÖR KUYULAR

Uzun yıllardır aklımdan çıkmıyor. Sevgi, şefkat, ilgi göstermenin zarar vereceğini kabul etmem mümkün değil…

“Bırak abi, alıştırma onu böyle şeylere…”

Bu sözleri söyleyen 10 yaşlarında mahalle çocuğu ve hayatın acı gerçeğinin vicdanıma, yaşantımın sisler içindeki bir tarafına yerleşmesi…

Motorsikletimle az daha vuracak, belki de hayatına neden olacaktım , korkudan bahçe duvarına sinmiş bu çelimsiz çocuğa…

Son anda vurmaktan kurtardım. Motorsikletimle birlikte yerlerde süründüm. Telaşla ve korkarak ayağa kalktım. Hemen çocuğu bakındım …

Sıska, çelimsiz çocuk ağlıyordu. Hemen sorularımla, başını şefkatle okşayarak, vurup vurmadığımı anlamaya çalıştım. Neyse ki, vurmamıştım…

Gözlerinden sicim gibi yaşlar geliyor ve korkudan çelimsiz vücudunu daha da küçülterek , köşeye sinmiş, gözlerini gözlerime dikerek sessiz sessiz ağlıyordu.

Rahatlamıştım ama ağlaması içimde fırtınalar yaratıyor, sevgi sözleri ile teskin etmeye, kazanın yarattığı korku girdabından çıkarmak için tatlı sözler, şefkatli gülümsemelerle çocukla konuşmaya çalışıyordum.

Etrafımızı saran oyun arkadaşları ise bizi gülümseyerek izliyorlardı …

Acaba hastaneye götürmeli miydim ? Acaba korktuğundan veya olayın heyecanından dolayı kendisine çarptığımı söylemiyordu ?

Arkadaşlarının da söylediği gibi,neyse ki vurmamıştım…

Mahalle çocukları ile konuşarak kendimi biraz olayın etkisinden kurtaracağımı düşündüm. Oyun arkadaşlarının gülümseyerek bizi seyretmeleri, beni biraz rahatsız etmişti.

Neden güldüklerini, biraz da sert ifadeyle, sordum. O zaman anladım ki , arkadaşlarının gülmelerinin asıl nedeni , babasının bu olayı öğrendiğinde sıska çocuğu esaslı döveceğini bilmeleriydi.

– Babasından fena dayak yer,abi…Ağlaması da ondan, motorsikletin çarpmasından ağlamıyor, merak etmeyesin..

Çok şaşırdım ve neden babasından dayak yeyeceğini sordum.

– Mahallede başına bir iş gelince babası çok fena döver abi, sen olsan ağlamaz mısın ?

Ben , babasına olayı anlatarak  suçlunun onun olmadığını söyleyebileceğimi ve çocuklara evlerinin nerede olduğunu sordum. Anasının , babasının işte olduklarını ve bu saatte bulamıyacağımı söylediler.

Çocukları,bu olayı babalarına anlatmamalarını sıkı sıkı tembih ettim ve yoluma devam etmeğe karar verdim.

Aklımda çocuğun çaresiz hıçkırıkları , bu olayın eninde sonunda babasının kulağına gideceği gerçeği ile ve şefkatin, anlayışın kör kuyuda gizlendiği ev ortamında küçük ve sıska vucudda patlayan şamarlar ve de neresine olursa tekmeler olarak ineceği, damla damla gözyaşlarına enden olacağını düşünerek

gün boyu vicdanımla baş başa kaldım.

Acaba şefkat, ilgi göstererek yanlış mı yapmışdım , gerçekten ?

23.09.2013 İstanbul

Yorum bırakın »

NEDEN ? NEDEN ?

Kadının cep telefonu çaldığında taksiden inmek üzereydi.
Telaşla taksinin parasını öderken bir taraftan da cep telefonuna
cevap vermeye çalışıyordu.

– Taksiden şimdi indim . Sana taraf geliyorum, birazdan orada olurum.

Erkek 15 dakikadır , sözleştikleri yerde kadını bekliyordu.
Biraz canı sıkkın duruyordu, nedense.

Kadın geldiğinde erkekle sadece el sıkıştı . Geçen buluşmalarında daha candan davranmış ve erkeğin yanaklarından öptükten sonra “Nasılsın hayatım?” demişti. Bu buluşmalarında
ise araya mesafe koymak ister gibiydi.

Erkek , bu duruma anlam veremedi. Yemeğe ve sinemaya davet etmek için aradığında , kadın kendisine çok yakın davranmış ve konuşmaları gülüşmelerle geçmişti.

Erkek:

– Nerede yemek yiyelim hayatım? dedi.

Kadın bu soruya yeterince dikkatini vermemişti.Sadece :

– Sen bilirsin , dedi.

Erkek , kalabalık caddenin sürükleyici dalgasına atılmadan evvel korumak ister gibi kadına iyice yanaştı ve elini tutmak isteği ile bir deneme yaptı ama kadın erkeğin elini hissedince elini hemen geri çekti. Erkek yol boyunca bir daha da deneme yapmadı.

Biraz hızlı adımlarla yürüdüler ve caddenin ortalarında olan tarihi lokantaya vardılar. Erkek daha evvel yerlerini ayırtmıştı. Şef garsona adını söyledi. Kendilerine göSterilen yere oturdular. Masa iki kişilikti.

Kadın üstündeki ceketi çıkardı ve yanındaki sandalyeye yerleştirdi. İpekten gömleği , biraz dar pantalonu ve siyah saçlarının omuzuna dökülmesi ile biraz alımlı, biraz da ciddi iş kadını havasını etrafına yayıyordu. Gömleğinin altından beliren memelerinin uçları
karşısındaki erkeğin dikkatini çekiyor ve erkeğin gözlerine takılıyordu.

Kadın saçlarını arkaya doğru topladı . Saçlarından yayılan koku , erkeğin hoşuna gittiğini bildiğinden bu hareket ,yemek boyunca sık sık yapacaktı.

Erkek , spor elbisesi, her zamanki gibi traş olmuş yüzü ve gözlükleri ile ciddi ve çok okumuş erkek havası veriyordu. Ama göz ve yüz ifadeleri , ayrıca konuşurken el hareketleri ; içinde yaşayan çocuk tarafını da ele veriyordu. Etrafa yaydığı traş losyonu kadının dikkatini çekmişdi. Geçen buluşmalarından bu kokuyu hatırlamıyordu ama bu kez kokunun kendisini sardığını ve kadınsı duygularında bir istek , bir arzu yarattığını hissetti . Aslında kadın ,kontrolu bırakmamaya karar vererek yemeğe gelmişti.

Yemekte çok az konuştular ve mümkün olmadıkça göz göze gelmemeye çalıştılar. Her ikisi de biliyorlardı ki zor kararlar öncesi kafalar karışık olur ve dikkatler farklı noktalarda toplanır.

Yemeğin bitimde erkek hesabı ödedikten sonra ,kadına kalkmayı teklif etti. Kadın olumlu cevap verdi.

Lokantadan çıktıklarında yağmur başlamış ve yağmurun ansızın yağması caddenin telaşlanmasına neden olmuştu.

Gidecekleri sinemanın önüne dek konuşmadan yürüdüler. Kimi zaman yan yana , kimi zaman bir önde diğer arkada ama her ikisi de düşünceliydiler.

Film romantik bir konuyu işliyordu : iki genç insanın asla bir araya gelemeyecekleri ama büyük bir tutkuyla yaşadıkları bir aşk hikayesi.
Bu seçimi kadın yapmıştı ve erkek de hemen kabul etmişti. Aslında erkeğin izlemek istediği film ise çok meşhur bir romanın sinemaya uyarlanmasıyla çekilmiş bir roman filmiydi.Ama birlikteliklerinin verdiği heyecan ve mutluluk , erkeği, kadının istediği ve sevdiği şeyleri de hissetmek ve beğenmek konusunda istekli yapıyordu.Bu durumdan da hiç şikayetci değildi.

Salonun karanlığı ile birlikte , filmi izlemeye gelen sevgililer birbirlerine sarılarak sevgililerine olan özlemlerini gidermeye başladılar. Erkek de tüm isteği ile kadına sarılmak istiyordu ama
kadının tereddütlü davranışları kendisini kararsızlık içinde bırakıyordu. Yaklaşık 2 saattir kadın, erkeğe
yakınlaşmakta yeterince çaba göstermemişti ve hitaplarında da hoş kelimeleri kullanmaktan dikkatlice uzak duruyordu.

Film arasında , bir şeyler içmek için salon dışına çıktılar. Kalabalık arasından geçerlerken , erkek kadının hemen
arkasından geldiğinden dolayı elini kadının omzuna koydu . Kadının sıcak teni , erkeğin hoşuna gitti.
Aklından , ikinci bölümde kadının elin tutmayı ve hatta daha da ileri gidip baldırlarını kadının baldırlarına dayamayı
planladı.

İkinci yarı biraz daha hareketli sahnelerle geçiyordu. Kız ve erkek genç , sonsuza dek birbirlerinden ayrılmadan evvel çok
şehvetli sevişmeye başlamışlardı ve sevişme sahnesi sırasında sinema salonunda biraz kıpırdanmalar olmuştu.
Salondaki bir çok genç aşık, bu sahnenin verdiği hazla dudak dudağa öpüşmeye başladılar.Erkek , bu fırsatı bilerek kadının elini eline aldı . Kadın bu defa elini çekmedi ve erkeğe daha da yanaştı. Kadın ve erkeğin baldırları birbirlerine değmeşti. Eller ellerin içinde erimişti. Her ikisinin de katlandığı ve insan hayatının akışına biraz ters olan karşı cinsle temas yoksunluğunun giderilmesine , bu şehvetli sahnee fırsat vermişti.

Erkek , yaklaşık 3 aydır konuşmaya başladığı kadını daha fazla ürkütmek istemediğinden , şu anki ten ve vucut temaslarının
bu kadarla kalmasının doğru olduğunu düşündü. Bu durum filmin sonuna dek de öyle kaldı.

Film çıkışı , her ikisi de konuşmadan metro girişine dek yürüdüler. Kadın metroya binerek evine gidecek buna karşın erkek , geldiği yolu gerisin geriye yürüyerek evine dönecekti.

Metronun girişinde , erkek kadının gözlerine baktı .Kadının ellerini ellerine alarak kadını kendine çekti.Yanaklarına öpücük kondurarak :

– “Davetimi kabul ettiğin için teşekkürler” dedi.
Kadın ise sadece gülümsedi ve merdivenleri inerek metronun
derin karanlığında kayboldu.

GECENİN EN KARANLIK VE YALNIZLIK KOKAN ANINDA ;ŞEHRİN İKİ ODASINDA İKİ YALNIZ İNSAN , KADIN VE ERKEK ,AYNI ANDA AYNI ŞEYİ DÜŞÜNÜYORLARDI:

– NEDEN BEN TEKLİF ETMEDİM ? NEDEN ONDAN BEKLEDİM?

Sabaha daha çok vakit vardı ve her ikisinin de cep telefonları kaldırılamayacak kadar çok ağırdı .
Her ikisi de cep telefonlarını alıp karşı tarafa telefon etmediler.

29.08.2011 İstanbul

Yorum bırakın »

Ayrılıklarla büyümek

Salih, sabah işe gitmeden evvel, eşi Nebahat’a sıkı sıkı tembihledi. Akşam, çocuklarla birlikte , yemekten sonra , gelecek yaşamlarının nasıl bir yol izleyeceğine karar vermek üzere bir araya gelmek istiyordu. Nebahat soğuk bir ifadeyle:

-Toplanırız, bakalım derdin neymiş anlayalım, dedi.

Nebahat, gün içinde kızı Oya’ya akşam eve geç kalmamasını tembihlediği halde, Bora’ya bir türlü erişememişti. Cep telefonu ya meşgul çalıyordu ya da kapsama alanı dışında olduğu mesajı veriyordu. Annesinin söylendiğini duyan Oya, okula çıkmadan evvel annesine Bora’yı kendisinin toplantıyı bildirebileceğini söyledi. Nebahat bir yükü üzerinden atmanın rahatlığını hissetti.

-Salih’ten de , oğlundan da bıktım artık, diye söylendi.

Son bir haftadır evde esen soğuk rüzgarların farkında olan Oya, Universitedeki derslerini asmaya başlamış ve gelişmelerin kendisini ruhsal olarak etkileyeceğini hissederek, huzursuzluk içine düşmüştü.

Nebahat ve Salih , bir televizyon kanalının evlendirme programında tanışmışlardı. Salih’in Bora adında ,yirmili yaşları süren bir erkek evladı vardı.Oya ve annesi , Üniversiteye girmek için çaba gösteren, bir kitapcı dükkanında tezgahtar olarak çalışarak yaşama tutunmaya çalışan ve çoğunlukla eve uğramayarak arkadaşlarının evlerinde yatıya kalan Bora’ya pek ısınamamışlardı.

Son üç aydır evdeki esen soğuk rüzgarlar, Oya’yı biraz da Bora’ya doğru itmiş ve haftanın iki, üç günü öğle yemeği aralarında, dertleşmek üzere, İstiklal caddesi üzerindeki kafelerde buluşmaya başlamışlardı.Oya , Bora’nın babası gibi olmadığını farketmiş ,biraz da önyargılı olduğundan dolayı kendisine kızmıştı.

Bora , her ne kadar içine kapanık, az konuşan birisi olmasına rağmen gerektiğinde yaşamının olan içine güzellikler eklemesini bilen;buluşmalarında Oya’ya ucuz ama anlamları anlamları olan hediyeler veren ;güldüğünde gözlerindeki parıltıları çevresine yayan ve bu anlarda uzun boyunun vermiş olduğu heybetli duruşu taşıyan yiğit bir delikanlıya dönüşüyordu. Bu haliyle Bora , Oya’nın yanında mutlu olduğunu hissetmesine neden oluyordu her nekadar Oya bu durumun adını koyamasa da daha evvel pek yaşamadığı ve hissetmediği bu duyguyu çok sevmişti.

 

… devamı yazılıyor

Yorum bırakın »

DÜŞLER ve ANILAR

Şehir meydanına bakan pastahaneye ilk gelen Erkek oldu. Pencere önündeki iki kişilik masaya oturdu. Garsona orta şekerli Türk kahvesi söyledi. Yorgun gözlü, kendinle barışık yüzlü, orta yaşlıydı. Kahvesinin ilk yudumlarında Kadın kapıdan içeri girdi. Alımlıydı. Yürürken dalgalanan siyah uzun saçları ,hilal kaşları , ince vücudu, seri ve güvenli adımları ile dikkati çekiyordu. Erkeğe gülüşünü hediye eder gibi:

Selam , dedi. 

–  Selam , Hoş geldin.

Erkek , kadını karşılamak için masadan kalkmış ve elini uzatmıştı. Bu buluşmada kadının gözlerine bakarak konuşmuştu. Kadının gözleri , Erkeğin dikkatini çekti. İnsanı kendine  çekiyor ve şefkatle kucaklıyordu.

Bir şeyler alır mıydın?

Karışık dondurma söyler misin , lütfen.

Erkek sipariş verirken , Kadın iş çantasından , daha evvel konuştukları gibi hazırladığı iş sözleşmesinin dosyasını çıkararak masaya koydu. Biraz acelesi vard ve tiyatroya bir an evvel dönmesi gerekiyordu. Onun için imzayı aldıktan ve dondurmayı yedikten sonra kalkmayı düşünüyordu.

– Sözleşmeyi , konuştuğumuz gibi hazırladım , istersen ben dondurmamı yerken sen de oku.

– Gerek yok , nereye imza atacağım?

Kadın , son sayfanın altındaki imza yerini gösterdi . Elleri iş kadınından çok evcimen anne ellerine benziyordu ve sanki biraz evvel yemek yapmaktan gelmiş gibiydi. Beyaz , havlu ile yeni kurulanmış ama ıslak gibi duran elleri ve biraz uzun parmakları ile elleri vucudundan farklıydı.

(Tam düşlediğim gibi hem sevebileceğim kadın, hem de annem) .

Erkek tüm sayfalarının altına parafını da atarak dosyanın bir nüshasını Kadına uzattı.

Bu sırada Kadınla gözgöze geldiler.

( Gözleri, bütün hikayesini ele veriyor, tam da anahtarı kaybedilmiş posta kutusu ve içinde yüzlerce okunması gereken birikmiş mektup var. Okundukça çözülebilecek bir Erkek).

Dondurmasını yerken , birkaç laf etmenin gelecekteki tiyatro oyunlarınında imzalanmasını kolaylaştıracağın? düşündü ve geçen haftaki gezisini anlatmaya başladı.

– Geçen hafta sonu , atladım arabaya , çocukluğumun geçtiği kasabaya gittim. Uzun zamandır gitmemiştim , özlemişim. Bir de ne göreyim: Söğüt agacının kollarını kesmişler , ne işe yaracağını bilmeyen zavallı korkuluğa benzetmişler.  Nuri amcaya sordum , “ hastalandı, kesmek zorunda kaldık “ dedi ama ben inanmadım . Dükkanın önünü açmak için budadılar, biliyorum. Doğduğum yeri bırakmayacaktık, korumasız kaldı.

(Gözlükleri ve saçları , olgun insan havası veriyor ama omuzları düşük ve dar omuzlu. Kaybediyor. Erkek geniş omuzlu olmalı.)

Her hafta sonu piknik yaptığımız koruluğu da korumamışlar . Ortalık çöplükten geçilmiyor. Herkes dağılmış ve birkaç yaşlı erkek ve kadından başka kimse kalmamış. Biraz para biriktireyim, bahçeli bir ev satın alıp , oraya geri döneceğim ve evlenip çoluk çocuğumu orada yetiştireceğim.

Kadın, çok hızlı konuşuyordu. Biraz telaşlıydı , biraz da içini dökecek birini yakalamanın heyecanı ve sevinci ile doluydu.

– Her hafta sonu , hep birlikte yakındaki göle yüzmeye giderdik.

( Ben de sizleri izlerdim ve senin bana bakman için neler vermezdim. O gözlerini yakalamak için çok uğraşırdım ama sen , bunun farkında olduğundan bana bir kere bile bakmazdın)

– O zamanlar çocukluğumuzun ve yeni yetmeliğimizin verdiği tüm heyecanları yaşardık ve ailelerimiz , erkek arkadaşlarımızla yaşadığımız masum aşkları görmezden gelme hoşgörüsünü gösterirlerdi.

( Ben , senin üzülmeni hiçbir zaman istemezdim ama sen , o tiyatro tutkunu çocuğa deli gibi aşıktın. Seni , diğer kızlara mektup göndermek için kullanmasına çok kızardım)

– Büyük şehire taşınınca yaşamımızda çok şey değişti .Taşınmamızı engelleyemedim. Babam direnseydi , ben de direnecektim ama her zamanki gibi annemin söylediği oldu.

– Kaç kardeşsiniz?

– Ben ve erkek kardeşim. Sıkmıyorum ya?

– Hayır , sıkılmıyorum. Lütfen ,devam et.

( Senle ilgili herşeyi bilmek istiyorum ama bu kısa sürede öğrenmem mümkün değil.)

– Yüzmeyi , deniz kenarında kumlar üzerinde yemek yemeği , sonra da güneşlenmeyi çok severdik. Arabalarımıza atlar , tüm mahalleden bir çok aile birlikte denize , kıra giderdik.

(Ben ise bisikletimle , arkanızdan, tek başına gelirdim. Sizlerden biraz uzağa yerleşir , akşama dek , tek bir lokma yemeden ama sadece senin gözlerini yakalamak için deniz kenarında , güneş altında kalırdım.Bir kere de olsa bana bakman, benim için yeterliydi. Dünyalar benim olacak ve şehir merkezindeki teknik liseye döndüğümde , gözlerin benim için haftanın sonunun en güzel hediyesi olacaktı.Ama sen , bir kere de olsa, gözlerini bana açmadın, ne yazık ki)

– Başka oyunlarınız var mı ? Bir daha ki sezon sahneye koymak için sizinle anlaşabiliriz. İyi de ücret öderiz .Seyircimizin sizin oyunlarınızı seveceğinden çok eminiz. Sizi başkasına kaçırmak istemeyiz.

( Muhakkak , posta kutusunu açıp ,içindeki mektupları okumalıyım. Zavallım , gözlerimin içine düşecek . Kelimelerle arası iyi ama gözlere bu kadar tutkun olduğunu anlamamıştım ,geçen görüşmelerimizde.)

– Taslak halindeki iki ayrı oyunum daha var, size söz , gelecek sezona yetiştiririm ve sizinle anlaşırım.

( İnternette haberleşirken , karşımdaki kadının, yıllardır aradığım ama bir türlü bulamadığım “sevgilim,annemin”olduğunu anlamıştım.)

– Taşındığımız şehir merkezinde , ilişkilerim beni çok yordu. İki arada , bir derede kaldım ama muhakak günü geldiğinde O’nu terk edeceğim ve alıp başımı doğduğum yere gideceğim. Her neyse ! Özel yaşamımla kafanızı ağrıttım. Çok acilen kalkmam lazım ,akşama oyun var ve benim salonla ilgili halletmem gereken bir sürü iş var. Bilirsiniz, tiyatro sanatcılarını üzmemek gerekir . Mevsimin ortasında oyunu bırakmaya  kalkarlar,sonra. Sizi tiyatro salonumuza da bekleriz , böylece arkadaşlarla da tanışırsınız.

– Umarım , vakit ayırabilirim. Ama söz vermiyorum.

( Seni bu kadar üzen biriyle , aynı ortamı paylaşabilme cesareti gösterebileceğimi sanmıyorum. )

– Sizinle anlaşmaktan çok memnun oldum.Görüşmek üzere.

– Ha! Bu arada, söylemeyi unuttum. Ücretiniz yarın sabah , banka hesabınıza yatırılacak. Ben de memnun oldum.

( Dilerim tiyatroya gelir de görüşürüz . Muhakkak mektupları okumam lazım).

Kadın ayağa kalktı . Dosyayı çantasına soktu. Erkeğin gözlerinin içine bakarak:

– Maalesef, anılarımın içine sizin düşlerinizi sokamam, üzgünüm. Anılarım, benim gerçeklerim ve sizin düşlerinizin benim gerçeklerimde yeri yok. Görüşmek üzere.

Dedi ve yürüyünce dalgalanan kömür karası siyah saçlarını yanına alarak uzaklaştı.

Çetin Bayramoğlu 

11.06.2011 İstanbul

Yorum bırakın »

>KAÇIŞ

>

Yaklaşık üç ay  evvel ,yirmi beş yıllık evliliklerine son vermişlerdi.Adam  ailesinin dağılmasını istemiyordu ama karısı çok kararlıydı.Bu üç ay zarfında,otel odalarında sel sefil olmuştu ama sonunda kendine yeni bir yaşam kurmaya karar vermişti.Şöyle yeşilliği bol , daha küçük bir yerleşim yerinde yeni bir yaşama başlamak istiyordu,artık.Böyle bir şans doğmuştu kendisine .

Kalan özel eşyalarını almak üzere evine gelmişti ,tabii ki son bir umutla …Belki de karısı yumuşardı ama mümkün olmadığını ,özel eşyalarını toplarken evinde geçirdiği  şu yarım saatte , karısının hal ve tavırlarından anlamıştı.Bu süre zarfında, karısı ile bir kaç cümle dışında hiç konuşmadılar.

İki bavulunu özel eşyaları ile tıka basa doldurdu. Kapıdan çıkmadan evvel,son kez karısına dönerek sordu:

-Kızım eve ne zaman dönecek ,biliyor musun?
Karısı duymamış gibi yaparak ,başını pencereye doğru döndü.

Yanıt alamayan adam,sokak kapısının önündeki mantolukta asılı bulunan paltosunu giydi.Sokakta kar çiseliyordu.Eldivenlerini giydi.Kapıyı açtı.Bavullarını sokak kapısının dışına çıkardı.Her zaman yaptığı gibi,ayakkaplarını kapı önündeki paspas üzerine koydu.

Son derece titiz olan karısına daima  önem verirdi.Kendisinin memuriyet yaşamı sırasında en fazla desteği  karısından almıştı.Karısı ,iki  çocuğunu büyütürken ,tek bir gün dahi ne evin temizliğini ne çocuklarının bakımını ne de karılık görevlerini yerine getirmede kusur etmemişti.

Alışkanlığı üzere,evin anahtarlarının ceketin cebinde olup olmadığını kontrol etti .Adımını dışarı atmaya niyetlendiğinde,artık bu eve bir daha giremeyeceği gerçeğini kabullenmişti ve anahtarları ceketinden çıkararak kapı önündeki mantoluğun üzerindeki yerine astı.
Bu evin içindekilerin artık kendisine bir yabancı gibi davranmaları çok ağırına gitmişti oysa karısının bir tek olumlu işareti sonunda ,yaşananların hepsini unutmaya ve karısına yeniden dönmeye dünden razıydı.Üst dudağını dişlerinin arasında ısırdı.Göz kapaklarını kıstı.Çocukluğundan beri ağlamamak için yaptığı bu hareketleri  özellikle tek oğlu evi terk ettiği son 1 yıldır daha fazla yapar olmuştu.Dışarı adımını attı ,paspas üzerindeki ayakkabılarını giydi ve kapıyı usulca çekti.
Kadın ,kocasının kapıyı örtmesini ve çıkıp gitmesini ,oturduğu yerden kalkmadan bekledi.Bir yıldır yaşadıkları; hem kocasına karşı sorumluluklarını yerine getirmesine hem de bir zamanlar mutlu oldukları ailesinin diğer bireylerine karşı annelik görevlerini yapmasına, yavaş yavaş ve artarak ,engel olmaya başlamıştı.Oğlunun ,bir arkadaşının yoldan çıkarmasıyla ,evden kaçmasından bu yana çok değişik bir kadın olmuştu.Artık ne yapacağını,nasıl tepki vereceğini kendisi bile öngöremiyordu.

Bu sırada cepten arayan kızını bir cümleyle atlattı:
-Dönebilirsin ,çekti gitti.

Kızı ,özel eşyalarını almak için eve gelecek olan babası ile karşılaşmamak için, bir haftadır arkadaşının  yanına gitmiş idi.Her ne kadar babasına düşman olmak istemiyorsa da ,annesinin bu kadar acı çekmesinin bir suçlusu olmalıydı.Kardeşini çok sevdiği halde ,aralarında ki bu kadar yakınlık olmasına rağmen kendisine tek bir söz söylemeden ,evden çekip gitmesini de anlamlandıramıyordu.Madem ki annesi bu kararı almıştı,haklıydı o zaman.Sonunda,kendisi de tarafını belirlemişti.

Sıkıntısını  ,alışageldiği gibi, çiçekleri sulayak gidermeye çalıştı.Saksının alt tablasından taşan sular , çok sevdiği çiçek sulama işinde bile kendini yaptığı işe veremediğini gösteriyordu.

-Ayağımın altından çekil,hıncımı senden alırım.

Evin kedisine çıkıştı.Aniden kararını verdi ve çiçeklere su verme işini yarıda bırakarak evin dış kapısına yöneldi.On beş gündür uğramadığı işine ,bir ofiste mutfak ve temizlik işlerini yaptığı iş yerine,  giderek yeniden çalışmaya başlamak istediğini söylemek için yola koyuldu.

Tek oğullarını aramak için, kocası evlerini satmak zorunda kalmıştı .Elde avuçta beş para da kalmamıştı.Kızının  yeniden üniversiteye  devam etmesi gerekiyordu ayrıca yeni taşındıkları bu harap evin kira parası da ,artık üzerine kalmıştı.Tüm bunlara rağmen,kesin kararlıydı: Kocasını asla affetmeyecekti.

Erkek taksiden bavullarını indirdi.Otobüs firmasının otogardaki kalkış yerine doğru ilerledi.

Son bir yıldır yaşadıkları belini bükmüştü.Aslında fiziksel olarak kendini sağlıklı hissetmesine rağmen ,yaşadıklarının yükü ağır gelmeye başlamış ve yürürken öne eğik yürümeye ,karşılıklı konuşmalarda  boynunu eğerek konuşmaya başlamıştı.Yetmişlik ihtiyar görünümünde idi ama aslında ellisini daha yeni aşmıştı.

Yıllarca titiz giyinmeye dikkat etmesine rağmen ,bu gün  boyun bağını çok kötü bağlamış ; günlük sakal traşı olmadan evden çıkmıştı.Geniş meydanda ellerinde iki bavul ile yürürken kendini çıplak hissediyordu.Bavullarını otobüse yükletti.Kalkış zamanına çok az vardı.Yerine yerleşti.Başını cama dayadı.Etrafa bakıyordu ama kimseleri göremiyordu.

Yolculuk sırasında ilk kararlarını vermeye başlamıştı bile.Vardığı şehirde otobüsten inince yapacağı ilk iş, sakal traşı olmak ve üzerine biraz çeki düzen vermek olacaktı.Ayrıca  boyun bağını atacak ,yeni bir tane satın alacaktı.Yeni yaşamına yeni şeylerle başlamalıydı .
Yol boyunca sadece pencereden dışarı baktı .Bir kaç kere hizmet eden kıza ,sunduğu yiyecek ve içeceklerden almayacağını ,başını olumsuz sallayarak yanıt verdi.

Beyninin içindeki uğultu şehirden uzaklaştıkça, belki de karısının soluduğu havadan uzaklaştıkca, azalmaya yüz tutmuştu.

Evliliğini kurtarmak için çok çabaladığını düşünüyor ve vicdanının rahat olduğunu hissediyordu.

Emniyet birimlerinin yapmadığı bir çok girişimi ve aramayı yapmış,çok para harcamış ama bir türlü oğlunun izini bulamamıştı.Dağa çıktığı ihtimalini de kabullenemiyordu ama elin ağzı torba değildi ki ,ne de olsa doğu’dan gelen bir memur ailesiydiler ve ilk akla gelen de dağa çıkmak oluyordu ,haliyle.

Kendisi ise oğlunun  sokak çetelerinin eline düştüğünü düşünüyordu.

Oğlu silahlara ve arabalara çok düşkündü .Karısı ,çocuklarının evden kaçmasına neden olarak  çocuğunu yetiştirirken silah düşkünlüğünü aşılamasını görüyordu .Bundan dolayı da kendisini suçluyordu.
Belki de karısı haklıydı ama kendisi de babasından böyle görmüştü ;oğlunu da öyle yetiştirmişti.
Ailesine çok düşkün olan oğlunun, kendisini para,silah ve lüks araba ile kandıran bu insanlardan uzaklaşmak istediğini düşünüyordu.Oğlunu iyi tanırdı.
Şu acı gerçeği de ,dillendirmese de ,aklından geçirmiyor değildi:Oğlu vazgeçmek istese bile ,bu insanların annesine ve kız kardeşlerine bir zarar vermesinden korktuğu için ,aralarından ayrılamadığına ;kendileri ile sırf bu yüzden tek bir kere dahi  temasa geçmediğine ,adı gibi emindi.Gerçi,ablasını bir kaç kere cepten aramış idi ama her keresinde  ses vermeden kapamıştı.Cep numarası da ekrandan okunmadığı için ,oğulları ile bir türlü temasa geçememişlerdi.

Kapıyı birkaç kere çaldı.Geldiği yer ,tek katlı ,bahçeli bir evdi .Başı örtülü ,biraz da kendinden yaşlıca olduğu belli olan bir kadın kapıyı açtı.

Adam:

-Helalleştik ve geldim,dedi.
-Hoş geldin ,diye yanıtladı kadın.

Kadın kenara çekildi ve adamın içeri girmesine izin verdi.Kapıyı hemen  örttü.Daha henüz komşulara, yeniden evlenmek niyetinde olduğunu söylememişti ve biraz da bundan çekiniyordu.Burası küçük bir yerdi .

Adama bavullarını koyması için yer gösterdi.Bir taraftan da ,adam ile göz göze gelmeye çalışıyordu.Evini tamamen terk ettiğine ve kendisine geldiğine emin olmak istiyordu.

Adam:

-Üstüme giyeceğim eski elbise var mı?Ben yanımda getirmedim .Bir an çalışmaya başlamalıyım . Bahçeyi ilk bahara hazırlamak istiyorum, dedi .

Kadın  yol yorgunu olan adamın hemen işe koyulmasını istemiyordu.Davranmakta biraz tereddüt etti ama yeni erkeğinin isteğinde ısrarlı olduğunu bakışlarından anlayınca itiraz etmek düşüncesinden vazgeçti.Ayrıca komşuların dedikodusundan da çekiniyordu.

”Aman !,ne olursa olsun,kim ne derse desin “diye aklından geçirdi.

Erkeğin gözlerinden, eski evi ile bağlarının tamamen koptuğunu kadınca bir duygu ile anlamıştı,zaten.

Kocasını kaybettiği dört yıldan sonra , evine yeni bir erkeğin gelmesi kanının yeniden kaynamasına yetti.
Koşar adımlarla yatak odasından ,kaybettiği kocasının eski elbiselerinden bir tanesini erkeğine getirdi.

Elbiseleri verirken ağzından çıkan sözler, ne kadar mutlu olduğunu da anlatıyordu:

-Kocacığım,evimize hoş geldin.
12.05.2004 İstanbul
07.03.2011 İstanbul

(yaklaşık 1200 kelime)

Yorum bırakın »